Hediye Kampanyamız:En fazla puan toplayan 3 kişiye 400TL'lik hepsiburada hediye çeki hediye ediyoruz..

KÖŞE YAZILARI

| Tüm Köşe Yazıları | Tüm Yazarlar | Yazıcı Dostu |


Mehmet Vural:1957 yılında Erzurum ilinin Şenkaya ilçesine bağlı Evbakan köyünde dünyaya geldi İlkokulu doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Oltu ilçesinde bitirdi. 1975 yılında girdiği Kırşehir Eğitim Enstitüsünden 1977 yılında mezun olarak sınıf öğretmeni oldu. Aynı... Devamı

Diğer Yazıları - Mesaj Yaz - Üye Profili
"4+4+4= YENİ BİR KAOS MU?.."

Eğitim Bakanlığı ne zaman değişim sözcüğünü telaffuz edecek olsa, “eyvah!” diyorum, “zücaciye dükkanı yine dağılacak..” Kafalarını değişime takmış bu eski kafa eğitim mühendisleri, biçimsel düzenlemelerin kaos yaratmaktan başka hiçbir işe yaramadığını nedense bir türlü anlamak istemiyorlar. Amaçları, bilim sanat, düşünce, ahlak ve teknoloji gibi tüm alanlarda pozitif dönüşümler yaratmaksa eğer, bilsinler ki yanlış yoldalar.. Yok eğer, siyasi bir hovardalıksa yaptıkları, “dostlar alışverişte görsün” diyorlarsa, bildik ezberleri tekrarlıyor ve türbinlere oynuyorlarsa, ortalığı dağıtmaktan onları kim alıkoyabilir ki?.

Önündeki bir tomar ipin içinden harıl-harıl bir şeyler arayan akıl hastasına, başka bir akıl hastası sormuş; "Öyle deliler gibi ne arıyorsun?" Kaşlarını şöyle bir kaldıran adam; “İpin ucunu arıyorum.” demiş. Muzipçe gülümseyen diğer hasta; “Boşuna arama bulamazsın!” demiş. “Çünkü onu, biraz önce ben kestim.”

Fıkradaki sevimli akıl hastası gibi, eğitim bakanlığı da durmadan uğraşıyor, didiniyor, çırpınıyor, lakin ipin ucunu kaçırmış bir yol, onu kimlerin nerede ve nasıl kestiğini anlamaya çalışmak yerine hem kendisini hem de bizleri hırpalamaya devam ediyor.

 Son on yıllarda öyle hızlı değişimler yaşadık ki, biz daha birinin ne olduğu anlayamadan, diğeri yürürlüğe giriyordu. Öyle ki sonunda Milli Eğitim Bakanlığı, bir müfredat ve yönetmelik çöplüğüne, proje mezarlığına dönüştürüldü.

Koltuğa oturan her yeni bakan, eğitim sistemini yeniden yapılandırmak gibi, kendisini gereksiz ve popülist bir söyleme kaptırıyor.. Bunu tek başına yapacak değil ya; yandaş olduğu bir üniversitenin ezberci akademisyenlerini çağırıp görevler veriyor. Teori ile pratik arasındaki yaman çelişkileri atlayan bu yeni “eğitim mühendisleri” gelişmiş ülkelerde gördüklerini tercüme ettirerek, “şunu koydum, bunu kaldırdım” demesine diyorlar belki, ama reel pratik her zaman onların düşündüklerinin aksi yönde gelişiyor.. Ve üstelik, sonuçları umursamıyorlar bile.. Çünkü bakanlık proje zengini, o olmazsa hemen bir başkasını devreye sokuyor ve matah bir iş yapmış gibi, bir de halka dönüp alkış bekliyorlar..

Bazen öyle demeçler, öyle haberler, öyle sözler duyuyoruz ki, aklımız yerinden oynayıveriyor. “Ben çözerim” diyor adam mesela. Kendince küçük bir yol bulmuş, bizleri inandırıyor da. O nasıl bir cesaret anlamak mümkün değil. Binlerce parametre var oysa. Ayakların tamamının yerli yerine oturması gerekiyor.

Hemen şimdi bir haber ilişiyor gözüme; psikiyatr’mış, elinde sihirli bir değnek var ya, bakın ne diyor; “Çocuklar 14 yaşında okula sarhoş geliyor, kontrolsüz bir uyuşturucu kullanımı var. Siz bana deyin ki, Jale bizi eğit, eğitmezsem namerdim!” Ne yapacakmış biliyor musunuz? Çocukları karşısına alıp konuşacakmış ve böylece sorun şappadak çözülecekmiş. İşte hastalık bu..

Tecrübe yok, birikim yok, empati yok, gözlem yapmak yok, parametreleri doğru kurmak yok ve sadece doğrusal mantığın “ben yaparım olur” saçmalığı ile yola çıkılıyor. Sonra, hangi hasarlara sebep olduklarını anlamaya fırsat bile bulamadan, yerlerini bir başka değişimci guruba terk edip gidiyorlar.

Milli Eğitim Bakanımızın estirdiği şu yeni değişim dalgasına bakar mısınız?

Biz ondan, kendisine yöneltilen intihal suçlamasının cevabını beklerken, o bütün bir sistemi yeniden biçimlendireceğini söylüyor. Hem de,geçerli bir tek neden bile sunmadan..

Anlaşılan o ki, siyasetin ipiyle yeni gayya kuyularına indiriliyoruz.

Ve en kötüsü de, elimizden hiçbir şeyin gelmiyor olmasıdır..

At izinin it izine karıştığı bu kaotik dönemde, kime, neyi, nasıl anlatabilirsiniz ki?

Tıpkı freni patlamış bir kamyon gibi nerede duracağı belli olmayan bu kontrolsüz değişim arzuları, biliyoruz ki sonuçta bize oldukça pahalıya mal olacak.

Ortaya çıkan ironi, bizim Temel’in kamyon şoförlüğüne pek bir benziyor..

Bir zamanlar Temel, kamyon şoförlüğü yaparmış. Yokuş aşağı gittiği bir gün kamyonunun freni patlamış.. Biraz aşağıda keskin bir dönemeç olduğundan, sağa veya sola saparak kamyonu durdurmaktan başka çaresi yokmuş. O sırada, yolun sağında bir çocuk top oynamakta, solunda ise Pazaryeri kurulmuş yüzlerce kişi alışveriş yapmakta imiş. Kamyonu durdurmak için sola yönelse yüzlerce kişi, sağa sürse sadece bir çocuk ölecek. Temel şöyle düşünmüş; "Pazaryerine girip yüzlerce insanı öldürmektense sadece çocuğu öldürürüm daha iyi." Daha sonra içinden; "Çocuk ölsün, çocuk ölsün.." nakaratını tekrarlayarak, kamyonu çocuğun üzerine doğru sürmüş.

Ertesi gün bütün gazetelerin birinci sayfalarında hep aynı manşet varmış; "Vahşet! Freni patlayan kamyon pazaryerine girdi. Otuz beş ölü, yüz yirmi beş yaralı."

Haberin altında ise bizim Temel’in şu açıklaması varmış; "Ne olduysa, çocuğun pazar yerine doğru koşmaya başlamasından sonra oldu.. "






YORUMLAR
En yeni ve güncel etkinlikler için bizi takip edin

Yeni Yazılar E-Postanızda


E-Posta Adresiniz: