Polonyadaki Lodz kasabasından çıkan tren, dükkanlara dondurma dağıtır. Görevlilerden ikisi, dondurmaları dükkana taşımak için dondurma
dolabının içine girer. O sırada dolabın kapağı kapanır ve içerde
kalırlar. Dolabın kapağını vururlar ama onları duyan kimse yoktur. Öleceklerini anlarlar ve sürekli kendi kendilerine "Donucaz, donucaz..." diye mırıldanırlar. İçlerinden bir tanesi kağıda "Yavaş yavaş tenimiz donmaya başladı, artık dayanamıyoruz." diye yazı yazar. En sonunda bunlar donucaz diye diye donarak ölürler. O akşam onları orada bir kasabalı bulur ve polise haber verir. Olay yerine gelen polis bunların otopsisini yaparak donarak öldüklerini kamuoyuna açıklar.
AMA DOLAP SABAHTAN BERİ ÇALIŞMIYORDUR...
İşte şartlanma veya saplantıya örnek.
İnsan ilginç bir varlık.İnsan önceden kendini olaylara hazırlayabiliyor.En güzeli kendine güvenmek ve tedbir almak.Taktir neyse o oluyor zaten.Onun için insan çok çalışmalı.Hem dünyasına hem de ahiretine...
Şartlanmanın klasik örneği; Bir köpeğe her yemek verilişinde ışık yakılırsa (yada zil sesi) bir süre sonra köpek ışık ve yemeği özdeşleştirmeye başlar. Yemeğin gelmesini ışığın yanmasına bağlıyor.
Herkes çalıştıkları ve uzmanı oldukları alanlarda bile kendilerini hızla yenilemek zorunda.Kendini yenileme, devamlı var olabilmenin ilk şartı ve en mühim esasıdır. Sırası geldikçe kendini yenilemeyenler güçlü de olsalar er geç tükenip gitmeye mahkumdurlar. Her şey, kendini yenileyerek canlı kalır ve varlığını sürdürür. Yenileme durunca da, canı çekilmiş ceset gibi çürümeye, heba olup dağılmaya terkedilmiş olur...
Ceza karşısında duyulan gerçek korkudan kurtulmak için bir çeşit vicdan gelişir ruhta; yasak bir eyleme girişmek durumuyla karşı karşıya kalır kalmaz, bu vicdan kişiyi uyarır, ona şöyle der: "Karşı durmazsan, cezayı göze al! Ama seni eğitenin istediği gibi davranırsan, karşılığında ödül alacaksın!