Forum | Sınıf Öğretmeniyiz Biz | Sınıf Öğretmenlerinin Kaynak Sitesi | http://www.sinifogretmeniyiz.biz
Hediye Kampanyamız:En fazla puan toplayan 3 kişiye 400TL'lik hepsiburada hediye çeki hediye ediyoruz..

Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar...


Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (24.6.2013 17:56:35)

ÇOCUKLAR BİZDEN NE ÖĞRENİR?

Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse, Kınama ve ayıplamayı öğrenir. Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse, Kavga etmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk alay edip aşağılanmışsa, Sıkılıp utanmayı öğrenir. Eğer bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, Kendini suçlamayı öğrenir. Eğer bir çocuk hoşgörü ile yetiştirilmişse, Sabırlı olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse, Kendine güven duymayı öğrenir. Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse, Taktir etmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, Adil olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse, İnançlı olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse, Kendini sevmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir...

Dorothy Low Nolte

İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (24.6.2013 18:00:50)

Eğitim istatistiklerinde çarpıcı sonuçlar
Ekler
-------------------------------------------

58172_524601417586196_1008387375_n.jpg (Gösterim:5)

-------------------------------------------


İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:(1): Aslı Yılmaz,
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (24.6.2013 18:02:42)

Öğretmenler Eğitim Sisteminin ALTINDA KALMIŞTIR!


Öğretmenler Eğitim Sisteminin Neresinde?


Milli Eğitim Temel Kanununun milli eğitim sistemine yüklediği görev; Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı destekleyerek hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır. Bu görevin öncelikli muhatabı öğretmendir.
Kanunda belirlenen bu amaçlardan yola çıkarak şunu söylemiş olursak, abartmış olmayız:
Türkiye Cumhuriyeti kendi varlığını (öğretmenler) eliyle sürdürme yolunu seçmiştir.
Temel sorunlarımızdan biri, eğitim sisteminden beklediklerimizle onu gerçekleştirecek olanlarla ilgili algımız arasındaki çelişkidir. Eğitim sisteminden beklediklerimiz bir ülkenin kaderini belirleyecek kadar büyük ama onu gerçekleştirecek olan ÖĞRETMENE yönelik algı bir o kadar küçük. Bu çelişkiyi ortadan kaldıramadığımız sürece diğer sorunları konuşmak, teoriler üretmek, köklü bir çözüm getirmeyecektir.
Eğitim adına ne yapıyorsak, önce sınıfta, öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişkinin başarısı içindir. Bakan, bakanlık, il ve ilçe müdürlüğü, okul müdürü, müfettiş, veli, hizmetli, memur sınıfın dışındaki herkes, sınıftaki ilişkilerin başarısına hizmet eden kişilerdir. Oysa eğitim yönetimi anlayışımız bununla tamamen çelişmektedir.
Bugünkü eğitim yönetimi yaklaşımımız, tepesi üzerinde yürüyen bir insanın durumuna benzemektedir. Elbette ki böyle yol almaya kararlı birinin hemen yorulması, düşmesi, tökezlemesi, etrafındakilerin üzerine yıkılması olağandır. Kariyer basamaklarında yükselme uygulaması ile öğretmenin üzerinde uzman ve başöğretmenler yer almaktadır. Öğretmenin yeri bu piramitte yükselmiş oluyor mu takdir sizin.
Türkiye'de eğitim yönetimi, öğretmenlik mesleğini ortadan kaldırmakta, öğretmen adı altında sınıflarda görevlendirilen memurlara dönüştürmektedir çünkü öğretmenin hiyerarşik yapılanma içindeki yerini doğru olarak belirlenmemiştir. Anadolu Eğitim-Sen olarak biz bu yapılanmanın piramit değil çember oluşturması gerekliliğine inanmaktayız.
Milli Eğitim Bakanlığı hiyerarşik yapı içinde öğretmeni en alt seviyeye iterken, bir yandan da öğretmen niteliğini, yeterliliğini sorgulamakta, her başarısızlığı öğretmene fatura etmektedir. Bakanlıkça, öğrenciyi Tanıma, öğretimi Plânlama, materyal geliştirme, öğretim yapma, öğretimi yönetme, başarıyı ölçme ve Değerlendirme, rehberlik yapma, temel becerileri geliştirme, özel eğitime gereksinim duyan öğrencilere hizmet etme, yetişkinleri eğitme, ders dışı etkinliklerde bulunma, kendini geliştirme, okulu geliştirme, okul-çevre ilişkilerini geliştirme… gibi başlıklar altında öğretmende olması gereken 200'ün üzerinde özelliği sıralamaktadır.
Eğitim yönetiminde, bakanlık merkez teşkilatındaki makamların hiçbirinde bu çapta yeterlilik aranmaktadır. ÖĞRETMEN olmak bile şart değildir.
Öğretmenlik, öğretebilme, karşısındakinin bilmesini sağlamaya indirgenebilecek iş değildir. Bu mesleğin, sanatsal bir yönü, idealist olma ve sabırlı olma yönü vardır. Öğretmeni sınıfa girmeden önce uzmanlaştırmak zorundayız. İnsanlar üzerinde deney yapmamalıyız. Bu gün ne yazık ki pek çok (öğretmen) öğretmenliğini öğrenciler üzerinde deneyerek öğreniyor. Verdiğimiz hasara (eğitim zayiatı) mı diyeceğiz?
Nerede öğretmenlerin sorunları konuşuluyorsa orada, haklı olarak Cumhuriyetin ilk yıllarına yönelik bir öykünmeye tanıklık ederiz. Cumhuriyetimizin en genç ve kuşkusuz en başarılı Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati'dir. Bakanımız 1928-29 eğitim-öğretim yılı başında, yeni mezun öğretmenlere yazdığı mektupta şunları söylüyordu: "Oraya varır varmaz yol donatım bedelini de alacaksın. Yollarda yardımda bulunmaları için Milli Eğitim yetkililerine gerekli emir verilmiş olduğundan, istasyon, terminal gibi yerlerde yakalarında yıldız bulunan görevliler seni bekleyecek, rehberlik edeceklerdir).
Ülkenin ağır ekonomik şartlarına rağmen maaş, yolluk, sağlık giderleri ve benzeri özlük haklarının karşılanmasında çok duyarlılık gösterirdi. Aynı duyarlılığı göstermeyen sorumlulara hoşgörülü olmazdı. O, öğretmenlerin maaşının zamanında ödenmesinde duyarlı olmayan bir valiyi, "Öğretmen ve eğitime böyle saygı ve ilgi duymayan bir vali ile çalışamayacağım" diyerek görevinden alabilmiştir. Ki aynı dönemde bir öğretmenin aldığı maaş, valilerinki ile eşdeğerdi. Bu gün bir öğretmenin maaşı aynı derecedeki valinin maaşının çeyreği bile değildir. Maaş, yolluk, sağlık giderleri, eğitime yön verme açısından 80 yıl öncesini arıyor, anıyor olmak üzücüdür.
Ne oldu da yokluklar içindeki bir cumhuriyetin öğretmenine verdiği önem ve ona bağlı olarak öğretmenin sosyal statüsü zaman içersinde azaldı ve hatta yok olma noktasına geldi? Cumhuriyet Türkiye'sinin inşa edildiği günlerden daha zor bir şartlarda olmadığımıza göre öğretmen niteliği, eğitimi için, ekonomik ve sosyal statüsü için yatırım yapmak, öncelikler arasında üst sıralarda tutmaktan neden vazgeçtik?
Japonya'da yapılmış geniş çaplı bir araştırmaya göre eğitimden ve onun en önemli bileşeni olan öğretmenler üzerinden yapılan her bir birim tasarrufun orta vadede ekonomiye 7 birim zarar olarak yansıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye'de 1950 lerden başlayarak yürütülen neoliberal politikalar, eğitimin ülke ekonomisine yük olarak algılayan yaklaşımlar yüzünden topluma fatura edilen zararı somut olarak paylaşıyoruz.
Bakmayın Türkiye'nin (uluslar arası öğretmen hakları bildirgesine) imza atmış olmasına, (Devlet Memurları Kanunu) gibi koruyucu, kollayıcı bir kanunun sağladığı güvenceye veya Öğretmenlerin bu ülkede ve birçok ülkede mesleklerinin getirdiği hakları yoktur.
Doktor, hijyen koşulları sağlanmamış, gerekli aletler hazırlanmamış, kendisine yardımcı olacak kişiler hazır hale gelmemiş bir ortamda, (ben bu ameliyatı yapmıyorum) diyebilir mi? Bir yargıç, göreceği davada alacağı en doğru karar için gerekli bilgiler dosya konmadan, tanıkları dinlemeden, davayı tamamlayabilir mi? Kendisine bunu yapacaksın dendiğinde, ben bu davadan çekiliyorum diyebilir değil mi? Örnekleri çoğaltmak mümkün. Doktor, ameliyatı yapmıyorum diyebilir, yargıç davadan çekilebilir. Benzer bir durumu, öğretmenler açısından düşünelim. 50 kişilik bir sınıf, çocuklar oturacak yer bulamıyor, ders içerikleri bilimsellikten uzak hatta dersin gerekliğine öğretmen kendisi inanmıyorken biz NİTELİKLİ EĞİTİM bekliyoruz.
Oysa:
* Öğretmenin makul mevcutlu sınıflarda ders yapma,
* İşiyle ilgili hazırlıkları okulda ve uygun ortamda yapma,
* Yeter derecede eğitim materyalleriyle donatılmış bir ortamda ders yapma,
* Normal bir yaşam sürdürecek kadar ücret alma,
Ders programlarının ve öğretim yöntemlerinin belirlenmesinde ve okulda eğitimle ilgili alınacak kararlarda söz hakkı ve belirleyici olma gibi hakları olmalıdır.
Bunun içinde önce, öğretmenliğin bir meslek olarak kabul edilmesi gerekir. Herkes birilerine bir şeyler öğretebilir, iyi bir mühendis, bir matematik öğretmeninden matematiği daha iyi bilebilir ve öğretebilir. Biz ısrarla öğretmenlik mesleğini, öğretebilme fiili üzerinden tanımlıyoruz. Zaten adımız da buna uygun. Öğretmenlikte, öğretebilme, işin sadece bir yönüdür. Öğretmenlik, öğretebilme, karşısındakinin bilmesini sağlamaya indirgenebilecek iş değildir. Sanatsal yönü, becerileri unutulduğunda iş BELLETME haline gelir.
Giderek yaygınlaşan bir başka yaklaşımda okulun market, öğrencinin müşteri, öğretmenin de bu talebi karşılayan olarak tanımlanmaya çalışılması, öğretmenin müşteri memnuniyetine göre değerlendirilmesidir.
Hiçbir yapı var oluş nedeni ve başarı gerekçesiyle Milli Eğitimin sisteminin başarısız olmasından beslenmemelidir. Buna özel okullar, dershaneler ve sendikalar da dahildir. Kimi ülkelerde eğitim, kendiliğinden piyasa koşullarına göre şekillenmiş, dolayısıyla arz ve talep kendi içinde bir çözüm üretmiştir. Oysa ülkemizde, eğitim talebini de arzı da devletin kesin çizgilerle biçimlendirdiği açıktır. Bu yaklaşım, Cumhuriyetimizin öğretmen algısıyla tamamıyla ters düşmektedir.
4x3 Eğitim sistemine geçildikten sonra 81 ilde binlerce öğretmenimize sistem değişikliği öncesi ve uygulama başladıktan sonra bakanlık veya STK lar tarafından (görüşlerinize başvuruldu mu) diye sorduk. Öğretmenlerimizin 94.3 ü HAYIR diye yanıtladı.
Öğretmenliğin, kendisinin uzmanlık mesleği olduğunu reddedip kendi içinde uzmanlık aşamaları yaratmakta, sözleşmeli, kısmi zamanlı, vekil öğretmen gibi olağan durumların dışında devreye sokulacak çalışma biçimlerini yaygınlaştırmaktadır. Bu anlayışın getirdiği düzenlemeler, öğretmenlik mesleğini, işçi statüsüne indirgemektedir. Ülkenin var olan kaynaklarının nereye aktarılacağı bir tercih meselesiyse, sistem değişikliği için yapılan harcamalar, bilgisayarlar ve ücretsiz ders kitaplarına gelinceye kadar akademik, ekonomik ve sosyal açıdan yoksunluk içindeki öğretmenlerin önceliği gözetilmelidir.
Türk Milli Eğitimi, Sistemsizliği Sistemleştirmiştir!
Bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzenine SİSTEM denir. Türkiye'de eğitime dair yöntemler dizinin bir SİSTEM oluşturduğunu söylemek zor. Sistematik olarak değişen yöntemler SİSTEMSİZLİĞİ eğitim sistemi haline getirmiştir.
Bilimsel olmaktan çok siyasi kaygılarla kurgulanan eğitim süreci yalnızca öğretmenleri değil, velileri hatta öğrencilerin gerçek ihtiyaçlarını ve potansiyellerini de YOK saymaktadır.
Ülkenin demografik yapısını, kaynaklarını ve ihtiyaçlarını analiz etmeden eğitim sistemini planlamak mümkün olamaz. Net bir eğitim politikası olmayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti yalnızca zamanını, parasını değil nesillerini de deneysel eğitime kurban vermektedir.
Dünya'daki başarılı eğitim sistemleri yetkin kadrolarca, EĞİTİMCİLER TARAFINDAN kurgulanmış, pilot uygulamalarla sınanmış, ülkenin yerel koşulları ve ihtiyaçlarıyla uyumlu olduğu anlaşıldıktan sonra KALICI olmuşlardır. Ülke koşulları ve ihtiyaçları değişmediği sürece sistem değişikliği yapılmaz.
Yalnızca askeri, siyasi değil BAŞÖĞRETMELİĞİ ile de dehasını ispatlamış olan Mustafa Kemal ATATÜRK, Kurtuluş Savaşı sürmekte iken 1921 de MAARİF KONGRESİNİ toplayarak Türk Milli Eğitim Sistemini planlama yoluna gitmiştir. Bu toplantılar Heyeti İlmiye adıyla aralıklı olarak devam ederken 1933 de yasal zemine oturtulmuş, 1939'da 1. Milli Eğitim Şurası adıyla toplanılmıştır.
Bu toplantı ve şuralarda eğitim sistemi ve müfredatlar bizzat öğretmenler tarafından çalışılmış, Milli Eğitim Bakanları kararların uygulayıcısı olmuştur.
4+4+4 parçalı zorunlu eğitim sistemine geçişin dayanağı olarak gösterilen 18. Milli Eğitim Şurasına gelinceye kadar 18. Şura gerek içerik, gerek katılım, gerekse de kararlar açısından ilklere sahne olmuştur. Eğitim sendikalarının ve derneklerinin şuraya katılım oranının dip yapmış, önce katılıp sonra terk eden sendikaların da katkısıyla şuraya tek seslilik hâkim olmuştur. 17. Şurada ev sahibi olan Sayın İrfan Erdoğan'a ve eski TTK başkanlarına da katılım çağrısı yapılmamıştır.
Toplam 716 katılımcı arasında belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri, İl Özel İdarecileri, belediye meclis üyeleri, hatta 14 muhtar bile kendine yer bulabilmişken, eğitim iş kolunda kurulmuş birçok sendika ve uzun yıllardır eğitim alanında kurultaylar toplamış köklü eğitim derneklerimiz kendilerine yer bulamamıştır.
İlk Milli Eğitim Şurasına katılanların tamamı, 18. Milli Eğitim Şurasına katılanların ise 5,6 sı eğitimcidir!
Şura'nın gündemine alınan konuların ele alınış biçimi, bu konuların Şura öncesinde fikre ve karara bağlandığı izlenimini doğurmaktadır. Bu bakımdan 18.Milli Eğitim Şurası, birilerinin parlak(!) görüşlerinin meşruiyet kazandığı (tavsiye mekanizması) görünümü almıştır. Şimdiden yanlışlığı anlaşılmış olan kız çocuklarını örgün lise eğitimi dışına iten, zorunlu-seçmeli derslerle gün doldurulan bilimsel olmaktan uzak parçalı eğitim sistemi bu şuranın ŞUURSUZ tavsiyesidir. Orta okulu ilkokuldan ayırmanın gerekçesi olan erken mesleki eğitim de tavsiyeler arasındadır ancak ne hikmetse düz orta okullar dışında açılan tek ortaokul tipi imam hatip ortaokuludur, o DA MESLEKİ DEĞİL akademik okul saymaktadırlar.
Derse girmemesi gerektiği halde (aday öğretmenlerin) hatta bazıları öğretmen kökenli olmayan 100 bin ücretlinin asil öğretmen gibi derse girmesine ve çeşitli güvencelerden yoksun olarak istihdam edilmesine rağmen MEB'e bağlı kurumlardaki öğretmen açığı kapatılamamaktadır. En az 150 bin yeni öğretmene ihtiyaç olduğu halde, önceki yıllarla kıyaslanarak 20-25 bin yeni öğretmenin atanmasının büyük bir lütuf gibi yansıtılması da, 18.Milli Eğitim Şurası'nda –susarak- kabul görülmüş bir eylemdir.
Sitemi uygulaması beklenen ÖĞRETMENE, Eğitim sistemini belirleme hakkı ve görevi verilmemiştir!
Sendikamız doğal alanı dışında, siyasi bir atmosferde tartışılan eğitim sistemimizi yeniden yapılandırma çalışmalarını endişe ile izlemektedir. Eğitim; siyasi tarihimizin hesaba çekileceği, seçim vaatlerine malzeme yapılacak bir alan değildir. Daha da önemlisi insan üzerine deney yapılamaz. REFORM manşeti ile pazarlanan yeni eğitim sistemi öğretmenlerce kurgulanmamış, öğretmenin sırtına yüklenmiş bir YÜKTÜR.
Hiçbir reform (akşamdan sabaha) hazır edilemez!
PİSA raporlarında başa güreşen ülkelere baktığımızda eğitim sistemlerinde on yıllarca, hatta yüz yıla varan sürede bir değişiklik yapılmadığı görülecektir. Cumhuriyet tarihi boyunca değişen iktidarların kendi ideolojisini dayatma, en hafifinden (gelmişken yeni bir şey yapma) kaygısıyla pek çok değişiklik yapmış olması, bizi eğitim yarışında övünülecek bir sıraya taşıyamadı. Başarılı örneklerde de sebat edilemedi. Oysa eğitim sisteminde yapılan ufacık bir değişikliği (başarılı) ya da (başarısız) sayabilmemiz için on yıldan fazla bir süre geçmesi gerekir. Bu süreyi kısaltmak, başarıyı garantilemenin yolu iyi planlama yapmaktır, hazırlık süresini uzun tutmaktır. Kısacası hiçbir reform (akşamdan sabaha) hazır edilemez.

.......................

İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (24.6.2013 18:05:24)

(yazının devamı.....)

Güven Kayboldu!
Eğitim fakülteleri ve yüksek okullara ihtiyaçtan fazla öğrenci alınması, öğretmen açığından fazla yüz binlerce öğretmen adayının birikmesine sebep oldu. Öğretmen olmak umuduyla bu okullara girip yıllarca dirsek çürüten genç insanlar hayallerini, ümitlerini yitirdi. Bu durum sosyal bir yara haline geldi. KPSS sınavları genç öğretmen adayları için büyük baskı ile (olmak veya olmamak) haline geldi. Öğrencinin yüksek okuldan aldığı diploma derecesine, öğretmenlik yapmaya uygun bir aday olup olmadığına ve özel alan bilgisine bakılmaksızın bu sınavda aldığı notlara göre öğretmen olarak atandı. Son yıllarda bir de (KPSS) sınavlarının şaibeli yapıldığı haberleri medyaya yansıdı. KPSS sınav sorularını çalıp dağıtan organize suç örgütü bir türlü yakalanamadı. Bu sınavlara güven kaybolmuştur.
Eğitim Sistemini Planlamak için BİLMEYİ Göze Almak Gerekir
Türkiye'de nüfus sayımı sistemine bağlı olarak öğrenci sayısı tespit edilmediğinden, okullara kayıtlar en az 6-8 ay önceden yapılmadığından, okullarda öğretmen açığı en az yarım yıl önceden bilinmemektedir. Bu durum bazı bölge ve okullarda öğretmen fazlalığına yol açarken, bazı okullarda dersler boş geçmektedir.
Her değişikliğin bir ihtiyaçtan kaynaklanması ve sonuçta o ihtiyacı gidermesi gerekirken (NEDEN DEĞİŞTİRİYORUZ) sorusuna bilimsel bir karşılık alamıyoruz. Sistemi değiştirecek olanların eğitim alanı dışından olması, eğitim hizmeti alan öğrenciler, veliler kadar bu hizmeti veren biz öğretmenler için de ayrıca kaygı vericidir.
Eğitim, ne zorunlu, ne bilimsel, ne de parasız!
Yürürlülükten kaldırılan (kesintisiz, parasız, zorunlu 8 yıllık eğitim) gerçekte taşımalı, paralı ve isteğe bağlıydı. Şimdiki de kesintili ama daha da sorunludur. Felsefesi gereği eğitim, zaten (zorunlu) olamaz. Tanımında (istendik davranış değişikliği yaratmak) bulunan eğitim ancak özendirildiğinde (kaliteli), ihtiyaca yönelik (bilimsel), ulaşılabilir (parasız) olduğunda yaygınlaşacaktır. Diğer bir açıdan, yaptırımı olmayan hiçbir edim zorunlu değildir. Getirilen değişiklikte eğitime devam edilmediğinde hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmemiş, 12 yıllık eğitimin parasız olacağına değinilmemiştir. Eğitim maliyetini karşılayamayan bir yurttaşa (okumak zorundasın) denemez.
Hiçbir örnek Türkiye'yi bağlamaz!
Tasarıyı lehte, aleyhte tartışanların düştüğü en temel hata, dayanak gösterilen diğer eğitim sistemleridir. Türkiye'nin eğitim sistemine başka ülkelere bakarak karar vermek, komşuya iyi gelen ilacı içmek gibidir. Sonuçları felaket olabilir. Her ülke demografik yapısı, sosyo-ekonomik koşulları, kültürü, ihtiyaçları bakımından özgündür. Ortak olan tek şey bilimdir.
Eğitim Sistemini kurgulayan siyasi erk öğretmeni söz-yetki karar mekanizmalarında istemezken, öğretmenler de kendi gündem ve sorunlarıyla meşgul olmakta, bir çoğu SİSTEME MÜDAHİL OLMA arzusu taşımamaktadır.
Sizlere kredi kartı mağduru olan öğretmenlerden, boşanma oranlarından, hangi ek işlerde çalıştığımızdan söz etmek yerine sendikamız tarafından gerçekleştirdiğimiz bazı anketlerin sonuçlarıyla Öğretmeni eğitim sitemi dışına iteleyen koşullarını anlatmaya çalışacağım.
Anadolu Eğitim Sendikası'nın 2011-2013 yılları arasında, yurt genelinde uyguladığı anket sonuçlarından bir seçki yaptığımızda:
Öğretmenlerin sadece yalnızca 53'ü öğretmenlik mesleğini seçtiği için mutludur.
Öğretmenlerin 93 gibi ezici bir çoğunluğu emeğinin karşılığını alamadığına inanmaktadır.
Öğretmenlerin 47'si kendini psikolojik olarak sağlıklı bulmadığını belirtmiştir.
Öğretmenlerin 97 si yeni sisteme ilişkin YETERLİ hizmet içi eğitim almamıştır.
Öğretmenlerin çoğunluğu 4+4+4 Eğitim Sisteminin değiştirilmesinden yanadır.
***
Her türlü enstrüman yetersiz veya mutsuz bir insan elinde anlamsızlaşır. Öğretmenden ne beklediğimizi, öğretmenliğin nasıl bir meslek olduğunu, bu mesleğin kendine özgü haklara sahip olup olmadığını, eğitim yönetimindeki yerini ve öğrencilerle kuracağı ilişkinin nasıl belirlenmesi gerektiğini çözümlemeden, öğretmenin karşılaştığı sorunlara da SİSTEM sorunlarına da çözüm getiremeyiz. Biz öğretmenler kuşkusuz sistemin parçası, var olan sorunların bileşeniyiz. Çözüm sürecine katılmadığımız sürece sisteme ait sorunlar artarak sürecektir.
Öğretmenler olarak; sorunların muhatabı olduğumuz gibi çözümlerin de paydaşı olmak zorundayız. Eğitimdeki sistemsel sorunları öğretmen yetiştirmeden başlayarak, ÖĞRETMEN İLE çözeceğiz. Buna göre:

* Öğretmenlik Herhangi birinin yapabileceği sıradan bir iş değil, uzmanlık gerektiren bir meslektir. Öğretmenin eğitilme süreci meslek içinde de devam etmelidir.
* Eğitim Sistemi ve öğretmen yetiştirme konularında iktidarlara göre değişmeyecek milli bir politika oluşturulması gerekmektedir.
* Öğretmen alımı tek kaynaktan yapılmalıdır.
* Öğretmen yetiştirme ve istihdam etme konularında ulusal ihtiyaçlarımız üzerinden bir planlama yapılması, bu ihtiyaca cevap olacak şekilde YÖK ve MEB nın uyumlu çalışması gerekmektedir.
* Eğitim Fakültelerine kaynak ve kadro aktarımı yapılmalıdır.
* Öğretmen adaylarının fakültelere yerleştirilmelerinde ÖSS başarılarının yanı sıra, mesleğe yönelik ilgi ve yatkınlıkları, anadili kullanma becerileri, sözlü- yazılı iletişim becerileri gibi kriterler açısından bir ön seçmeden geçirilmesi, ya da ilk yılın sonunda sayılan niteliklere sahip olamayan aday öğretmenlerin fen-edebiyat fakültelerine yönlendirilmeleri uygun olacaktır.
* Öğretmen yetiştirme sürecindeki uygulama derslerinin not ortalamasına katkısı teorik olanlardan yüksek tutulmalı, bu derslerin sayısı ve süresi arttırılmalıdır.
* Okullardaki uygulamalar, stajlar ciddiyetle yapılmalı, değerlendirilmeli, başarı sağlanıncaya kadar sürdürülmelidir. Bu çalışmaya rehberlik edilen öğretmenlerin eğitilmiş olması da şarttır.
* Öğretmenlik diplomasını bu şartlarda almış olan birinin KPSS ya da (alan sınavına) sokulması doğru değildir.
* Atamanın ilk gününden başlayarak emekliliğe kadar rehberlik ve hizmet içi eğitim sürdürülmeli, öğretmen kendi öğrencileri tarafından değerlendirilmelidir.
* Eğitim Sendikalarının kendi üyelerine yönelik eğitim çalışmalarını düzenlemesi, tecrübe ve bilgi paylaşımı kanallarını oluşturması gerekir.
* Genelde devlet bütçesi, özelde de milli eğitim bütçesi daha akılcı ve ekonomik kullanılmalıdır. Burada öncelikleri ve kaynakları iyi belirlemek, popülist ve politik yaklaşımlardan uzak kalmak yerinde olacaktır.
* Ülkemizin geleceğinden tasarruf edemeyiz. Eğitimde kalite aynı zamanda bir maliyet sorunudur. Eğitimde en etkili unsur olan öğretmenleri, yaptıkları işin önemine uygun olan ekonomik şartlara kavuşturmamız gerekir.
* (Eşit işe eşit ücret ve özlük haklar) ilkesi uygulanmalıdır. Bu anlamda ÜCRETLİ öğretmenlik uygulamasına son verilmeli, her öğretmenin kendi alanında atanması, uzmanlaşması sağlanmalıdır.
* Günümüz şartlarında idarecilerin derse girme zorunlulukları kaldırılmalı ya da okullara (işletme müdürleri) atanmalıdır.
* Öğretmen ve idarecilerin okul ihtiyaçları için kaynak yaratma sorumlulukları-zorunlulukları ortadan kaldırılmalıdır.
* Yönetici atamalarında liyakat gözetilmeli, vekaletle kurum yönetilmemelidir.
* Kadro ve özlük hakları devletçe karşılanan fakat geçinemeyen öğretmenlerin aynı zamanda özel kurumlarda ücret karşılığı çalışmaları her üç taraf için de doğru değildir.
* Grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar düzenlenmelidir.
* Kadın eğitimcilerin eğitim yönetimine daha fazla katılmaları sağlanmalıdır.
* Siyasi partiler sendikalar üzerinden kadrolaşmaktan vazgeçmelidir.
* Yalnız öğretmenlere değil tüm kamu personeline siyaset yapma hakkı verilmelidir. Bu hakkın verilmesi hem parlamento hem de sendikalar açısından yarar sağlayacak en azından siyaset yapma ihtiyacı sendikalar üzerinden yapılmamış olacaktır.
* Öğretmenin toplumsal statüsünü ve öğrenciler üzerindeki etkisini değersizleştirecek demeç, haber ve yorumlar yerine özendiren ve yücelten iyi örnekleri gündeme taşımak gerekir.
* Kariyer basamaklarında yükselmek için kıdem, yüksek lisans ve doktora çalışmaları, alınan hizmet içi eğitim sertifikaları, öğretmenin başardığı proje ve çalışmalar, ürünler gözetilmelidir. Öğretmenin kendini geliştirmesini özendirecek kariyer ve ekonomik iyileştirmeler sağlanmalıdır.
* Yeni müfredat ya da reformlar için öğretmenlerin, sendikaların görüş ve katılımlarına daha çok yer verilmesi projelerin içselleştirilmesine ve başarılmasına katkı sağlayacaktır.
* Sınıf ortamında başarısızlığı kabul eden, mutsuz olduğunu itiraf eden eğitimcilerin, hizmet içi eğitime alınması, rehabilite edilmesi, bu sürede sınıftan uzak tutulması gerekir.
SON SÖZ;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Öğretmenleri Eğitim Sisteminin ALTINDA KALMIŞTIR!
Bizzat öğretmenlerce kurgulanmamış her eğitim sistemi BAŞARISIZLIĞA MAHKUMDUR. Eğitimi (seçmen devşiren) bir ARAÇ olmaktan çıkarıp EĞİTİMCİLERE emanet ettiğimiz gün, aydınlanacağız. Cumhuriyet Türkiye'sini Başöğretmenimiz Atatürk'ün izinden koruma ve yüceltme ülküsünde olan öğretmenlerin, şartları ne olursa olsun sınıflarında aydınlık nesilleri yetiştirmeye devam edeceğine duyduğum inançla hepinizi selamlıyorum.


Öğr. Gör. Cansel GÜVEN
Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı


İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:(1): Aslı Yılmaz,
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (25.6.2013 23:16:55)

Öğretmenlere Kademe Derece Haksızlığı Yapılıyor

Devlet Personel Başkanlığı, MEB'de çalışan yaklaşık 900 bin öğretmeni ilgilendiren önemli bir görüş verdi. MEB, DPB'ye yazdığı görüş yazısında, öğretmenlerin adaylıkta geçen hizmet sürelerinin iki yıla ilave bir kademe uygulamasında değerlendirmeye alınıp alınmayacağını sormuş ve öğretmenleri hayal kırıklığına uğratan cevap gelmişti.
Devlet Personel Başkanlığının bize göre ciddi hatalarla dolu cevabi yazısında, Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 2/b fıkrasındaki hükme dikkat çekildi. Söz konusu hükümde, aday memurların bu Yönetmeliğe tabi olmadığı ve Yönetmeliğin 28 inci maddesi gereğince, özel kurumsal yönetmeliklerin genel yönetmeliğe aykırı olamayacağını vurgulanmıştır. Bu yazımızda konu bütün boyutlarıyla ele alınarak çözüm önerisi sunulmaya çalışılacaktır.
Bu görüşte yer alan sıkıntılı konular ya da gözden kaçan hususlar
Öncelikle 657 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinde yer alan hükme bakmamız gerekmektedir. Bu maddede yer alan hüküm: '72 nci madde gereğince belirli bir süre görev yapmak üzere, mecburî olarak sürekli görevle atanan memurlardan kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara, bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle geçirilen her iki yıl için bir kademe ilerlemesi daha verilir. Yıllık izinde geçirilen süreler fiilen çalışılmış sayılır. İki yıldan az süreler dikkate alınmaz.'
Devlet Personel Başkanlığı tarafından öğretmenlerin adaylık süresinde geçirilen zorunlu hizmet sürelerinin 657 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinde belirtilen her iki yılın karşılığında ilave bir kademe verilemeyeceğine ilişkin görüşünde yer alan sıkıntılı konuları maddeler halinde sıralayarak çözüm önerisinde bulunmaya çalışacağız.
1- 657 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin yukarıda belirtilen son fıkrası hükmünün uygulanabilmesi için ataması yapılan personelin;
- Atama ve yer değiştirme yönetmeliğine göre zorunlu atamaya tabi personel olması,
- Görev yapmakta olduğu yerin kalkınmada 1 inci derecede öncelikli yöreler (Erzurum ve Artvin illeri dahil) olması,
- Kalkınmada 1 inci derecede öncelikli yörelerde (Erzurum ve Artvin illeri dahil) fiilen görev yaptığı sürenin yıllık izin süresi dahil iki yıldan az olmaması,
- Görev süresince olumlu sicil almış olması,(bu şart kalkmıştır) şartlarını birlikte taşıması gerekmektedir.
Ayrıca 418 sayılı KHK'nin geçici 3 üncü maddesinde anılan hükmün yürürlük tarihi olan 1.5.1990 tarihinden önce kalkınmada 1 inci derecede öncelikli yörelerde (Erzurum ve Artvin illeri dahil) geçen sürelerin dikkate alınmayacağı öngörüldüğünden belirtilen şartları taşıyan tüm personel hakkında anılan hüküm 1.5.1990 tarihinden sonra geçen hizmetler dikkate alınarak uygulanacaktır.
Dolayısıyla yukarıda yer verilen şartların dışına çıkılarak zorunlu yer değiştirmeye tabi öğretmen adaylarının çalıştıkları sürelerin dikkate alınmayacağını iddia etmek büyük bir haksızlık olacaktır. Ayrıca, 150 seri nolu Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliğinde yer alan hükümler öğretmenler dışındaki personelle alakalı olduğu için bu Tebliğe sığınılması da doğru bir yaklaşım değildir.
2- Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğine göre aday öğretmenler Yönetmelik kapsamı dışında tutulmamıştır. Yine bu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce Devlet Personel Başkanlığının olumlu görüşü de alınmıştır. Hem bu Yönetmeliğe olumlu görüş verip hem de aday memurlukta geçen sürenin dikkate alınmayacağını ifade etmek doğru bir yaklaşım değildir.
3- Bu Yönetmeliğin Dayanak başlıklı 3 üncü maddesinde; 'Bu Yönetmelik, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile 30/4/1992 tarihli ve 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.' hükmü yer almakta olup, dayanak maddesinde 'Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik' bulunmamaktadır.
Hal böyle iken 'Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin' kapsam maddesinde yer alan; 'Aday memurlar, Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında görevli memurlar, bu Yönetmelik hükümlerine tabi değildir.' hükmü esas alınarak olumsuz görüş yazılması en basitinden gözden kaçmadır.
Yine Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde Genel Yönetmeliğe atıf yapılacağına ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır. Sonuç olarak, yaklaşık 900 bin kişiye yakın bir kitleyi ilgilendiren bir konuda böyle bir hata ise hiç kimse tarafından kabul edilemeyeceği için bize göre düzeltilmesi gereken bir durumdur.
4- Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği 14.09.2011 tarihinden sonra KHK'ye uygun olarak revize edilmiştir.
Bu KHK'nin 37'nci maddesinde; 'Öğretmenlerin yer değiştirme suretiyle atamalarında uyulacak temel ilkeler, özür grupları, hizmet bölgeleri ve alanları, hizmet puanı ve diğer hususlara ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.' hükmüne yer verilmiş olduğundan Genel Yönetmelikte yer alan kısıtların uygulanması mümkün değildir.
Ayrıca, başka kurumlardaki aday memurlarla aday öğretmenlerin durumu birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü, aday öğretmenler hakkında da zorunlu yer değiştirme işlemi uygulanacağı 652 sayılı KHK ile açıkça hükme bağlanmıştır.


İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (25.6.2013 23:19:26)

ÖĞRETİMİN DİLİ VE ÜSLUBU     
       
Öğretimin dili ve üslubu nasıl olmalıdır, sorusu eğitim ile ilgili olanlar tarafından sıklıkla sorulan soruların başında gelmektedir. Bu soru, bir arayışın sorusu değil, olumluyu bulmaya yönelik temenni içerikli bir sorudur.
Öğretimin dili ve üslubundan, eğitim ve öğretim süreçleri içinde yer alan kişilerin kullandıkları dil ve üslup kast edilmektedir. Dil, kullanılan kemle ve kavramları, üslup da bu kelime ve kavramların söyleniş şekillerini ifade etmektedir.
Bu anlamda eğitim ve öğretim süreçlerinde, sürecin gelişimini sağlayacak kelime ve kavramların seçimi ve kullanımı son derece önemlidir. Öğrenme ortamlarında dili ve üslubu kullanarak, öğrencilerde hedef davranışları geliştirmek ile ilgili çaba gösteren yönetici ve öğretmenler dil ve üslubu dikkat etmelidirler.
Eğitim ve öğretim süreçleri aynı zamanda bir iletişim süreci olarak kabul edilir. İletişim süreçleri için geçerli olan unsurlar, eğitim için de geçerlidir. Etkili bir iletişimde bulunması gerekenler ile verimli bir öğretimin gerçekleşmesi için gerekenler aynıdır.
İletişim, alıcıdan kaynağa yönelik önceden kararlaştırılan mesajların kesintisiz ve etkili bir şekilde ulaşılmasıdır. Etkili ve kesintisiz bir iletişimin sağlanmasında, iletişimin unsurları olan kaynak, mesaj, kanal ve alıcının birbirlerini ile ilgili ilişkilerini sağlamada kullanılan en önemli araç dildir.
Dilin kullanımı, öğretici nitelikte olması, öğretimin verimli hale gelmesi için kullanılan dil ve üsluba dikkat edilmelidir. Eğitim ve öğretim süreçleri içinde kullanılan dil ve üslubun içeriğin kavranması ve hedeflerin gerekçeleşmesinde kolaylaştırıcı ve kalıcılığı sağlayıcı olması bakımından gereklidir.
Eğitimin dilinin ve üslubunun kullanılma alanlarının başında okul gelmektedir. Okul, öğrencilerin öğrenmelerinin gerçekleştiği kurumdur. Bu yüzden okulun dili ve üslubu öğrencileri için anlaşılır ve onların öğrenmelerini gerçekleşmelerinde yardımcı olacak bir dil olmalıdır.
Okulda dil ve üslup bakımından iki alanda kullanım söz konusudur. Bunlardan biri, öğrencilere yönelik okul yöneticilerinin sözlü iletişimlerde kullandıkları dil, diğeri de yine okul yöneticilerinin öğrencilere yönelik olarak kullandıkları bildirim ya da ilanlarda kullandıkları yazılı dildir.
Okul yöneticileri gerek öğrencilere yönelik kullandıkları uyarıcı ya da bilgilendirici konulardan kullandıkları işletişim dili olarak genellikle tehdit edici suçlayıcı, emir ve yasaklayıcı bir dili kullanmaktadırlar. Bazı okul yöneticilerinin öğrenciler ile yaptıkları toplantılarındaki konuşmalarında, bu dil ve üslubu görmek mümkündür. Özellikle öğrencilere yönelik uyarılarda yasak ve ceza kelimeleri sıklıkla telaffuz edilen kelimleler arasında yer almaktadır. Yine okul yöneticilerin öğrencilere yönelik yazılı bildirimlerde de benzer ifadeleri görmek mümkündür.
Öğretim süreçlerindeki dil ve üslup bakımından kullanıldığı yerlerden biri de sınıftır. Sınıf, öğrencilerle öğretmenlerin yüz yüze iletişim kurudukları ortamlardan biridir. Öğretmenlerin öğrencilere, öğrencilerin de öğretmenlere yönelik sözlü ya da sözsüz iletişim kurmaya yönelik irdelemelerinin en sık olduğu yerlerden biridir. Sınıf içi iletişim süreci olarak adlandırılan bu durum iletişimim ekşiliği, öğretimin verimliliği anlamına geldiği için dikkatle ele alınması gereken hususlardan biri olarak değerlendirilir.
Sınıfta öğretmenlerin sözlü anlatımlarında kullandıkları dilin öğrencilerin derse karşı öğrenme istekliliğini, dersi kesintisiz ve sürdürülebilir dinlenme becerilerini geliştirildiğini söylemek mümkündür Bu bakımdan öğretmenlerin öğrencilerle olan bu sözlü iletişimlerinde kullandıkları dil ve bu üslubun yapıcı ve öğrencileri öğrenmeye karşı isteklendirici bir üslupta olması gereken bir husustur.
Yapılan bazı gözlemler ve araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin çoğunun, öğretim süreçlerinde dilin yeterince yapıcı olmadığı yönünde olmuştur. Öğretmenlerin sınıf yönetimini sağlama konusunda öğrencilere sert üsluplu uyarılar verdikleri, onları gelecekle yani notla tehdit ettikleri sıklıkla şikayet edilen konular arsındadır.
Öğretim sırasında dil ve üslubun öğretimin gerçekleşmesine katkısı tartışılmayacak kadar önemlidir. Kullanılan dil, bir taraftan konunun anlaşılmasını sağladığı gibi diğer taraftan da öğrencinin kendisini dil ile ifade edebilmesinde model teşkil eder.
Dil ve üslup öğretim konusu olarak, öğrenildiği gibi kullanım örneklerine bakılarak ve model alınarak da öğrenilebilmektedir. Okullarda okul yöneticilerinin ve sınıflarda öğretmenlerin öğrencilerle ile iletişimlerinde kullanıldıkları dili öğrencilerin özel yaşamalarında kullanılacak oldukları dilin gelişmesine de katkı yapmaktadır. Buna göre, öğretimde kullanılacak dil ve üslup konusunda şunları söylemek mümkündür:
-Kullanılan dil doğru, düzgün ve kurallara uygun olarak kullanılmalıdır. Üslup yapıcı ve örnek olucu nitelikte olmalıdır.
-Öğretim sırasında kullanılacak dil öğrencilerin gelişim seviyesine uygun olmalıdır. Seçilen kelimelerin ve kurulan cümlelerin öğrencilerin seviyesine uygun olmalıdır.
-Dilin anlaşılmasını ya da benimsenmesini sağlaması bakımından iletişim dili olarak, ilköğretim okulları öğrencilerine yönelik dilin ben dili olmasında yarar vardır.
- Öğretim dilinin dersin anlatımı ve sunumu sırasında anlaşılır olmasına dikkat edilmelidir. Bunun için öğretmenle, abartılı ve süslü cümleler kurmamalı, öğrenciler tarafından anlaşılmayacak olan yabancı kelime, kavram ve tamlamalar kullanılmamalıdır.
-Öğretmenler sınıf içi öğrencilerle olan iletişimlerde, günlük kullanım şekli olan ve adına da (argo) denilen üslubu kesinlikle kullanmamalıdırlar. Bir başka deyişle öğretimde argo kelimelere yer verilmemelidir.
-Öğretimde kullanılan dil ve üslup mahalli ya da yöresel şive ya da ağız kullanmaktan kaçınılmalıdır. Mahalli ve yöresel dil kullanmamaya özen gösterilmeli
-Öğretim süreçlerinde kullanılan dil ve üslup yazı diline yakın ve dil kurallarına uygun olanından seçilmelidir. Kitap dili, öğrencilerin anlamsını kolaylaştırıcı olduğu gibi kitabı anlamayı da kolaylaştıracaktır.
Her alanda olduğu gibi öğretim ortamlarında da kullanılan dil ve üslubun önemi büyüktür. Yapıcı bir dil, anlamayı ve iletişim kolaylaştıracaktır. Böyle bir üslubun öğrenmelerin bir sonraki öğrenmeleri yapılandırarak öğrencilerin sosyalleşmesine katkı sağlayacaktır.


                                                        Yard. Doç. Dr. Şükrü KEYİFLİ

İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:(1): Mahir Emre K.,
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (25.6.2013 23:23:23)

Türkiye'de İyi Öğretmen Olmak/Ahmet Şerif İzgören

İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (28.6.2013 01:27:12)

Doğu ve Güneydoğu'daki Öğretmenlerimiz ADALET İstiyor!..

http://ogretmendiyari.com/haber_detay.asp?haberID=3333&HaberBaslik=dogu-ve-guneydogudaki-ogretmenlerimiz-adalet-istiy

İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (30.6.2013 12:24:42)

ALO 147 Alo İftira Hattına Döndü!!...

ALO 147 bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığına ait şikayet hattı ama bakanlığı değil öğretmenleri şikayet hattı. Herkes sorgulanabilir kimse hatasız değil ama işin içinde eğitim olunca bir durun bakalım. Bu hattı arayıp tebrik yada başarılı bir işi söyleyemiyorsunuz. Niyet kökten bozuk yani illa şikayet edeceksiniz. Diyelim bir öğrenci servis firmanız var ihaleyi kaybettiniz yapıştır çamuru yada çocuğunuzla ilgili bir istekte bulundunuz müdür yada öğretmen yok dedi yapıştır çamuru. Hatta hayatında hiç namaz kılmamış bir müdür bile 'Devamlı odasını kilitleyip namaz kılıyor saatlerce bizlerle görüşmüyor' şikayetiyle karşılaşınca şok olmuş. Bunu bize samimi olduğu bir müdür arkadaşımız anlattı. Gördüğümüz kadar bu hat hızla ALO 147'den ALO İFTİRA'ya dönmüş durumda. Faydası var mıdır? Belki olabilir .Bu konuda sadece bir haber gördüm babası okula yollamayan bir kız çocuğu bu sayede okula alınmış ama bunu tespit içinde Alo 147'ye ihtiyaç yok ki.
Sendikal faaliyet için okulları gezerken bu hatla ilgili gelen şikayetlerden bıktığını söyleyen bir çok öğretmen ve idareci arkadaşı Alo 147'den gelen şikayetleri cevaplamakla meşgul bulduk. Eğitim camiası hattın iptalini istiyor. 'Biz denetlenmekten korkmuyoruz zaten bir şikayet olunca denetleme geliyor ama Alo 147 bir delinin kuyuya taş atması misali bizleri gereksiz yere yoruyor.' şikayetini üyemiz olsun olmasın müdürlerden ve öğretmenlerden sıkça alıyoruz.
Ankara'da üyemiz olan bir okul müdürünün yazdığı şiir son günlerde ALO 147'den dolayı bir çok asılsız ihbarla ve şikâyetle boğuştuklarını söyleyen öğretmen ve idarecilerin duygularına tercüman olduğunu düşünüyorum.
Değerli müdürüme buradan teşekkür ediyorum. Hani sözü söyledin faydası var mı derseniz 'Söylesem nafile söylemesem gönül ferman dinlemiyor' diyelim.
Buyurun hal-i pür melalimizi çok güzel anlatan bu şiiri hep beraber okuyalım.
ALO ---147
Ah benim garip öğretmenim,
Dinlemiyor artık söz, öğrencin
Yapma deyip biraz kızıversen
Hemen sorgulanırsın ALO 147 den
Öğretmene olan saygı sevgi
Başta gelen eğitimin temeli
Bunu idrak edemeyen veli
Onun dayanağı olur ALO-147
Okula haber gelir 147 den
Kim bu şikayet edilen öğretmen
Müdür sorar, ne yaptın sen
Al kalemi savunmanı yaz öğretmen
Şikayet edene verilir cevap
Ne yazarsan yaz anlamıyor cenap
Beğenilmiyor verdiğin cevap
Merak etme yanındadır Cevat
ALO-147 den Bakanlık şikayetle doldu
Öğretmen, doktor, memur bizar oldu
Onuruna yediremedi canından oldu
Sorumluların vicdanı yok oldu
Şikayet edilmez çözüm bulunurken
ALO-147 oldu telefunken
Bakan şimdi canımıza okurken
Dua edelim ALLAH korusun kötülerden
Öğretmenim sanma bulunmaz çare
Seni yönetecekleri seçerken düşünde
Ayaklar baş, başlar ayak olmasın
Cezmi'm derki derdin ilacı sen olasın
Öğretmenim, derdin ilacı sensin
Unutma sevginle aşkınla yücesin
Kim ,ne derse desin , sen anlatır öğretirsin
Öğretmenliği özümsemişsen
Sen, eli öpülesin, eli öpülesin.
21/04/2012 SY.

İbrahim Demirkan - Eğitimci Yazar


İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:
Scorpion  Fire
Aktif Üye - 1.Sınıf Öğretmeni
- (munzeviciglik)
Cevap:Öğretmene Öğretmenliğe, Eğitime Dair Yazılar... (30.6.2013 12:25:36)

MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM !

Çocukların,Anne-Baba ve Eğitimcilerden İstekleri Var ! Kulak Asmak Yerine, Kulak Verelim !



1- Bana su getirtmeyin, bana da su getirmeyin. Aramızda hizmetçi yok, herkes kendi işini yapsın. Evde küçük yaşta iş gücü kullanmaya ve sevgi istismarına son.

2- Hata yapmama izin verin ki, gerçekten hat...aysa sonuçlarını görüp ders alayım. Hata değilse siz ders alın.

3- Her istediğimi bana almayın. Size karşılıksız kimse bir şey vermiyor. Her şeyin bir çalışma karşı elde edileceğini öğrenmeme izin verin. Sonuçlar, çalışmanın ürünüdür.

4- Benim özgürlüğüm sizin özgürlüğünüzdür. Bir yere gitmek istediğimde beni bırakın. Bana kaçta döneceğimi değil, ilkeler söyleyin. İyi insanlarla birlikte ol ve kendini koru gibi bir söz benim için saat kaçta döneceğimden daha anlamlı ve yararlı. Yoksa ben yapacağımı gündüz gözü de yaparım.

5- Okulun amacı öğrenmektir. Derslerden kaç aldığım değil, bir şey öğrenip öğrenmediğime bakın. Beni yarın yaşamda ayakta tutacak olan aldığım notlar değil, öğrendiklerim olacaktır.

6- Benimle ilgili fikirleriniz elbette var. Ama arada benim ne düşündüğümü, ne hissettiğimi sorun ve gerçekten dinleyin. Aramızdaki sorunların çoğu iletişimsizlikten kaynaklanıyor. Konuşmak kadar dinlemeyi de öğrenelim.

7- Ben dürüst olmak istiyorum, beni yalan söylemek zorunda bırakmayın. Size yalan söylemeye başlarsam, bazen bilmeniz gerekenleri de öğrenemeyeceksiniz.

8- Söylediklerinize karşı çıktığımda size değil, söylediklerinize karşı çıkıyorum. Sizde bana değil, söylediklerime karşı çıkın. Kelimeler incinmez, ama bizler inciniriz. Yani, (sen aptalsın) değil, (bu söylediğin fikir güzel değil,) diyelim birbirimize.

9- Toplum içinde gurur duyacağınız bir birey olmam, sizin bana bir birey gibi davranmanıza bağlı.

10- Sizden beklediğim şey tek başına sevgi değil, aynı zamanda saygı. Küçüklerime sevgi, büyüklerime saygı hikayesi, geçen yüzyılda kaldı. Benden saygı istiyorsanız, ben de sizden saygı istiyorum.

İmza:Her ne var dünyada şerh eyler kalem; Aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, Aşkı tefsir etse ancak Aşk eder..
Bu mesaja teşekkür edenler:(1): Şeniz Karaşah,

HIZLI CEVAP (5 Üye Puanı)

Cevap Yazmak İçin Giriş Yapın veya Üye Olun
En yeni ve güncel etkinlikler için bizi takip edin